Belirsizlik, tasarım sürecine sonradan eklemlenen bir koşul değil, tasarım düşüncesinin kurucu ve içkin niteliklerinden biridir. Heisenberg’in gözlem ile ölçüm arasındaki ilişkinin kesinliği sınırlandırdığına işaret eden yaklaşımı, bilginin hiçbir zaman bütünüyle nesnel ve eksiksiz biçimde üretilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, hesaplamalı tasarım süreçlerinde model, veri ve temsil arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. Bununla birlikte, dijital çağda, tasarımcının merkezi özne rolü, veri akışları, algoritmik süreçler ve yapay zekâ sistemleri gibi farklı aktörlerle birlikte işleyen ilişkisel bir konuma dönüşmektedir. Böylece kolektif, dağıtık ve çok aktörlü tasarım süreçleri daha görünür hale gelirken, tasarım kararlarının oluşumu da giderek daha belirsiz ve ilişkisel bir yapı kazanmaktadır. JCoDe’un on beşinci sayısı, hesaplamalı tasarımda belirsizliğin epistemolojik ve ontolojik boyutlarını, model, veri, temsil ve tasarım süreçleri üzerinden yeniden değerlendirmeye davet etmektedir.
Hesaplamalı tasarım araçları çoğu zaman doğruluk, optimizasyon ve kontrol üzerinden tanımlansa da parametrik sistemler, üretken algoritmalar, simülasyon ortamları ve yapay zekâ modelleri aynı anda çoklu olasılıkları devreye sokmaktadır. Epistemolojik düzlemde belirsizlik teması, eksik veri, model indirgemeleri, hesaplama hassasiyeti ve olasılıksal çıkarımlar üzerinden ortaya çıkarken, belirsizlik ile birebir örtüşmeyen muğlaklık, bulanıklık, rastlantısallık ya da olasılığa dayalı düşünme biçimleri de farklı kuramsal ve yöntemsel zeminlerde bu tartışmalarla kesişmektedir. Ontolojik düzlemde ise mesele, karmaşık sistemlerin açık uçlu, ilişkisel ve tam olarak öngörülemeyen doğasıyla ilişkilidir. Rastlantısal süreçler, eksik ya da değişken veri, parametrik ilişkilerin dinamik yapısı ve yapay zekâ sistemlerinin olasılıksal işleyişi, hesaplamalı tasarımda belirsizliğin farklı biçimlerde ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Böylece tasarım, önceden tanımlanmış sonuçlara ulaşma pratiğinden çok, değişken koşullar arasında yön bulma ve olasılık alanlarını yönetme biçimi olarak yeniden tanımlanmaktadır.
Belirsizlik, bu çerçevede yalnızca minimize edilmesi gereken bir risk değil, aynı zamanda üretken bir tasarım girdisi olarak da ele alınabilir. Performans odaklı tasarım yaklaşımları, esnek eşiklerle çalışan sistemler ve dağılımsal belirsizlik modelleri, tasarım kararlarını tekil doğrular yerine farklılaşan senaryolar üzerinden değerlendirmektedir. Benzer şekilde, insan-makine etkileşiminde sezgisel kararlar ile algoritmik süreçler arasındaki geçirgen ilişki, belirsizliği tasarım sürecinin ayrılmaz bir bileşeni haline getirmektedir. Hesaplamalı tasarım kuramları ve insan-bilgisayar etkileşimi alanlarında belirsizlik, yalnızca çözülmesi gereken bir problem değil, açık uçlu gelecekleri, spekülatif senaryoları ve yeni insan-makine ilişkilerini araştırmaya imkân tanıyan epistemik bir araç olarak da tartışılmaktadır.
JCoDe’un on beşinci sayısı, hesaplamalı tasarımda belirsizliğin kuramsal, yöntemsel ve uygulamaya dönük boyutlarını tartışmaya açmaktadır. Olasılıksal ve senaryo tabanlı tasarım yaklaşımları, yapay zekâ ve veri kaynaklı belirsizlikler, model ve süreç esnekliği, parametrik ilişkilerin dinamik yapısı, kolektif ve dağıtık tasarım süreçleri, simülasyon temelli tasarım yaklaşımları ve insan-makine etkileşiminde ortaya çıkan yeni ilişki biçimleri bu sayının odak noktaları arasında yer almaktadır.
Kapak
1. Kapak Sayfası
Sayfa I
Editörden
2. Hesaplamalı Tasarımda Belirsizlik
Gülen Çağdaş, Ethem Gürer, Sema Alaçam
Sayfa V
Makaleler
3. Geometrik Konstrüksiyonlar için Ters Kinematik Çözümü
Tuğrul Yazar
Sayfa 203-216
Yazar, T. (2026). Geometrik konstrüksiyonlar için ters kinematik çözümü. JCoDe: Journal of Computational Design, 7(2), 203-216.
ÖZET
Bu makale, pergel ve cetvel ile yapılan geometrik çizimler için yinelemeli (iteratif) bir yaklaşım sunmaktadır. Çalışma, Andreas Aristidou ve Joan Lasenby tarafından geliştirilen İleri ve Geri Ulaşan Ters Kinematiği’ne (FABRIK) dayanmaktadır. FABRIK, çoğunlukla karakter animasyonu ve robot programlama gibi alanlarda kullanılan, hızlı ve güvenilir bir kinematik çözümüdür. Bu çalışmada, yeni disiplinlerarası araştırma konularını ortaya çıkarmayı amaçlayarak FABRIK çözümünü pergel ve cetvel çizimine uyarlamaya çalıştık. Kısa bir tarihsel ve kuramsal altyapının ardından, FABRIK yöntemi Geometrografi notasyonuyla açıklanmaktadır. Bu makalede gerçekleştirilen perge ve cetvel inşaları için, bir bilgisayar destekli tasarım yazılımı olan Rhinoceros içinde çalışmak üzere bir Python aracı geliştirilmiştir. Önerilen algoritmayı test etmek için bu araç kullanılmıştır. Test, pergel ve cetvel ile çizilmesi imkânsız olan düzgün yedigenin yaklaşık olarak inşasını gerçekleştirmektedir. Elde edilen sonuçlar yaklaşma miktarının bilinen diğer yöntemlere yakın olduğunu göstermiştir. Bu konu mimari robotikten mimari geometriye ve eğitime kadar farklı ölçekleri aşmakta ve uzak disiplinleri birleştirmektedir. Bu makale, uygulamalı geometrinin farklı alanları arasında matematiksel temellerine dayanarak kavramsal bir köprü kurmayı amaçlamaktadır. Hesaplamalı geometri ve robotiğin sentetik çözümleri, sonuçlarını soyut pergel ve cetvel çizimlerine dönüştürerek Geometrografi’nin araştırma yöntemlerinden yararlanabilir. Bu çalışmanın açtığı yöntemden hareketle, bu alanda gelecekte yapılabilecek araştırmalar bulunmaktadır. Bunlardan biri mimari robotik araştırmaları ve eğitimidir. Ayrıca, düzgün yedigenin katlanmasıyla ilgili test çalışması daha da genişletilebilir ve genellenebilir.
4. Mimari Konsept Geliştirme Aşamasında Bir Yapay Zeka Modelinin Uygulanması: Bağlam Temelli Araştırma
Zeyd Elabbasi, Çağda Özbaki
Sayfa 217-236
Elabbasi, Z. & Özbaki, Ç. (2026). Mimari konsept geliştirme aşamasında bir yapay zekâ modelinin uygulanması: Bağlam temelli araştırma. JCoDe: Journal of Computational Design, 7(2), 217-236.
ÖZET
Hesaplamalı tasarım ve yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, bugünkü mimari tasarım süreci artık daha çeşitli yöntemlerle yürütülebilmektedir. Mimari tasarım daha tekrarlayan ve hızla gelişen bir yapıya büründü, özellikle kavramsal tasarım aşaması için bu kaliteleri kullanmak çok önemlidir. Bu bağlamda, hesaplamalı ve yapay zekâ araçları, sahip oldukları yinelemeli iş akışları sayesinde kavramsal tasarım süreçlerini geliştirme açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Ayrıca, bu araçların birlikte ve paralel kullanımının, mimari tasarım sürecine kazandırdığı yeni tasarım olanaklarının test edilmesi de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Grasshopper3D ve ComfyUI programları kullanılarak düğüm tabanlı hesaplamalı tasarım ile yapay zekâ modelinin bir arada çalıştığı bağımlı bir iş akışı süreci incelenmektedir. Araştırma, Tasarımla Araştırma (Research-through-Design – RtD) yöntemi çerçevesinde deneysel bir kavramsal tasarım geliştirme süreci olarak yürütülmüştür. Çalışmanın amacı, farklı iş akışlarını deneyerek hem bağlama duyarlı hem de yinelemeli yöntemlerle elde edilen çeşitli tasarım şemaları ortaya koymaktır. Bu kapsamda, dört farklı mimari üsluba (blob, biyofilik, yerel ve modern) uygun soyut formlar üretilmiş, bu formlar üzerinden veriler toplanmış ve süreç bütüncül olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, ayrıntılı mimari özellikler barındıran, veriye dayalı ve yinelemeli tasarım çıktılarının kavramsal tasarım aşamasında nasıl geliştirilebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma mimari tasarım sürecine hem bağlamsal açıdan duyarlı hem de ayrıntılı çözümler sunan yeni bir metodolojik katkı sağlamaktadır.
5. Yapay Zekâ ile Arayüz Tasarımında Niyet-Çıktı Uyumu: Altı İstem Stratejisinin Profesyonel Değerlendirmesi
Veysel Emekçi
Sayfa 237-265
Emekçi, V. (2026). Yapay zekâ ile arayüz tasarımında niyet-çıktı uyumu: Altı istem stratejisinin profesyonel değerlendirmesi. JCoDe: Journal of Computational Design, 7(2), 237-265.
ÖZET
Üretken yapay zekânın (YZ) tasarım pratiğine girişiyle birlikte istem (prompt) tasarımı, tasarımcı ile YZ arasındaki temel iletişim kanalı hâline gelmiştir. Mevcut istem mühendisliği yazını ağırlıklı olarak verilen bilginin miktarı ve biçimi üzerine yoğunlaşmakta; istemde ifade edilen teorik niyetin çıktıda ne ölçüde gerçekleştiği sorusu ise, özellikle görsel arayüz tasarımı bağlamında, sistematik biçimde ele alınmamaktadır. Bu keşfedici çalışma altı farklı istem stratejisinin tasarım çıktıları üzerindeki etkisini incelemektedir. Kurgusal bir görev yönetimi uygulaması (TaskFlow) bağlamında her strateji için Claude Opus 4.5 modeli yazılı bir tasarım tanımı üretmiş, bu tanımlar Figma Make AI (Default) modeline aktarılarak işlevsel prototip arayüzlere dönüştürülmüştür. Çıktılar, farklı sektörlerden beş profesyonel UI/UX (Kullanıcı Arayüzü/Kullanıcı Deneyimi) tasarımcısının katıldığı tek oturumluk bir odak grup çalışmasında, uygulanabilirlik, kullanıcı odaklılık ve ilham vericilik ölçütleri üzerinden kör değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Katılımcıların hiçbiri çıktıların herhangi birini bütüncül olarak benimsememiştir. Teorik niyeti çıktıda en açık biçimde görünür hâle gelen iki strateji (Duygu/Ton Odaklı ve Sorun Odaklı) üç ölçütte de en olumlu değerlendirmeleri almıştır. Buna karşılık en kapsamlı bağlamı sağlayan Tasarım Özeti stratejisi çıktının yönünü kontrol edememiş, tasarım görev yönetiminden alışkanlık takibine kaymıştır; bu veri kümesinde sağlanan bilgi miktarı tek başına niyetin gerçekleşmesini güvence altına almış görünmemektedir. Yönlendirmenin niyeti daraldıkça çıktının hitap ettiği kullanıcı tabanı da daralma eğilimine girmiş, Duygu/Ton Odaklı strateji bu eğilimin dışında kalmıştır. Katılımcıların tamamı YZ’yı tasarımcının yargısı altında çalışan bir araç çerçevesinde değerlendirmiş, hiçbir katılımcı YZ’yı ortak tasarımcı ya da yaratıcı partner olarak konumlandırmamıştır. Niyet-çıktı uyumu, araştırma öncesinde sınanmak üzere kurulmuş bir çerçeve değil, odak grup verisinin çözümlenmesi sırasında beliren bir örüntüdür; çalışma bu örüntüyü varlık, yön ve sınır olmak üzere üç boyutta işleyen ve ileri araştırmalarda sınanmayı bekleyen bir analitik eksen olarak önermektedir. Tek oturum, beş katılımcı ve strateji başına tek çıktı koşulları göz önünde bulundurulduğunda bulgular genellenebilir değil, bağlama özgü ve keşfedici niteliktedir.
6. Tarihi Toplu Taşıma Merkezlerinde Çok Yönlü Yolcu Dağılımı ve Yaya Simülasyonu: Marmaray Sirkeci İstasyonu Örneği
Berna Çalışkan
Sayfa 266-295
Çalışkan, B. (2026). Tarihi toplu taşıma merkezlerinde çok yönlü yolcu dağılımı ve yaya simülasyonu: Marmaray Sirkeci İstasyonu örneği. JCoDe: Journal of Computational Design, 7(2), 266-295.
ÖZET
Modern kentsel raylı ulaşım altyapı projeleri, farklı ulaşım modlarını entegre eden ve çok yönlü yolcu akışlarını, aktarmaları ve yolcu platformu yönlendirme mekanizmalarını düzenleyen mimari tasarımlar yardımıyla tasarlanmaktadır. Artan yolcu hacimleri nedeniyle demiryolu sistemi istasyon alanları, çeşitlendirilmiş işlevselliklere sahip giderek daha karmaşık mekanlar haline gelmiştir. Kalite, konfor ve performans odaklı ulaşım altyapı tasarımları, kalabalık dağılım modellerinin ampirik çalışmasını önemli ölçüde zorlaştırmaktadır; bu zorluk, tarihi mirasın korunması gereken yapılarda daha da belirgindir. Marmaray Sirkeci Tren İstasyonu alanı, müzeleri, bekleme alanları, turistik mekanları ve kıtalararası geçişi mümkün kılan yüksek yoğunluklu yolcu dolaşımıyla entegrasyon noktası rolü nedeniyle heterojen bir yaya profiline ev sahipliği yapmaktadır. Bu karmaşık yaya dinamiklerini analiz etmek için, farklı seyahat davranışlarını incelemek üzere Python’da nesne yönelimli, ajan tabanlı hücresel otomat yaya simülasyon motoru geliştirilmiştir. Yürüme, bekleme, kuyruk oluşturma ve birikme gibi yaya davranış kalıpları, her hücrenin bir mekansal kısıtlamayı temsil ettiği 40 x 25 matris yapısı kullanılarak bir yerleşim planında mekansal olarak kodlanmıştır. Çoklu ajan fiziksel etkileşimleri, yaya birikim değişiklikleri ve mekansal sınırlar, yönlü zemin alanları ve çarpışma önleme algoritmalarıyla birleştirilmiş Manhattan Mesafe Fonksiyonu kullanılarak modellenmiştir. Simülasyon çıktılarından elde edilen temel bulgular, bilet gişelerinde, ana salon geçitlerinde ve Marmaray giriş koridorlarında kritik operasyonel geçişleri değerlendirmek için mekansal yoğunluk ısı haritaları kullanılarak elde edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada üretilen model çıktıları, ulaşım altyapısı tasarım ve yenileme aşamalarında istasyonun tarihi mimari bütünlüğünü korurken yolcu konforunu en üst düzeye çıkarmak, kuyruk oluşumunu azaltmak ve acil durum tahliye güvenliğini iyileştirmek için tasarlanmış uygulanabilir, uzun vadeli operasyonel dolaşım düzenlemeleri, optimize edilmiş biletleme düzenleri ve uyarlanabilir akış yönetimi stratejilerinin önerilmesine olanak tanır.
7. Otomatik Uygunluk Kontrolü İçin YBM ve Bağlantılı Veri Entegrasyonu: Bir Literatür Taraması
Nihan Simay Akbulut, Ahmet Gün
Sayfa 296-330
Akbulut, N.S. & Gün, A. (2026). Otomatik uygunluk kontrolü için YBM ve bağlantılı veri entegrasyonu: Bir literatür taraması. JCoDe: Journal of Computational Design, 7(2), 296-330.
ÖZET
Çok disiplinli bir yapıya sahip olan inşaat sektörü, tüm paydaşlar arasında güçlü bir iş birliği ile kesintisiz veri alışverişini gerektirir. Bu aşamalar boyunca kalite ve uygunluk kontrolü temel bir gereklilik olup, projelerin belirlenen gereksinimleri karşılamasını sağlayarak hata ya da eksik bilgilerin tespit edilmesine olanak tanır. Ancak geleneksel, manuel model kontrol yaklaşımları zaman alıcı ve insan hatasına açık olduğundan, otomatik uygunluk kontrolüne yönelik yöntemlere duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu hedef doğrultusunda, Yapı Bilgi Modellemesi (YBM), veri alışverişi ve iş birliği için etkili bir metodoloji olarak öne çıkmaktadır. Ancak, YBM modelleri içerisinde yer alan bilgilerin yönetimi, özellikle büyük ölçekli projelerde zorlayıcı olabilmektedir. YBM’nin Anlamsal Web teknolojileri ile entegrasyonu, daha verimli otomatik uygunluk kontrol süreçlerinin gerçekleştirilmesine olanak tanıyarak bu yaklaşımın potansiyelini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, otomatik uygunluk kontrolü bağlamında Anlamsal Web teknolojilerinin BIM metodolojileri ile entegrasyonunun potansiyelini ortaya koymaktır. Çalışma, AECO (Mimarlık, Mühendislik, İnşaat, Operasyon) alanında bu teknolojilerin sunduğu olanaklar, potansiyeller ve sınırlar hakkında genel bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda makale, PRISMA (Sistematik Derlemeler ve Meta-Analizler için Tercih Edilen Raporlama Öğeleri) yöntemlerini izleyerek bir literatür taraması gerçekleştirmekte ve inşaat sektöründe otomatik uygunluk kontrolü için Bağlantılı Veri yaklaşımlarını incelemektedir. Elde edilen bulgular, dört temel yaklaşımı öne çıkarmaktadır. Bunların arasından özellikle Shapes Constraint Language (SHACL), otomatik kural doğrulama iş akışları için en yaygın kullanılan ve en uygun yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, mevcut literatür; özel ontolojilerin sıklıkla geliştirilmesi, doğrulama kurallarının sınırlı düzeyde yeniden kullanılabilmesi ve standartlaştırılmış kısıt kütüphanelerinin bulunmaması gibi kalıcı zorluklara da işaret etmektedir. Genel olarak çalışma, YBM’nin Bağlantılı Veri teknolojileri ile entegrasyonunun, genişletilebilir ve otomatik uygunluk doğrulaması için güçlü bir temel oluşturduğunu ve AECO alanındaki dijital dönüşüme önemli katkılar sağladığını göstermektedir.
Tüm JCode Sayıları
©2023 Journal of Computational Design & The Rectorate of Istanbul Technical University. All rights reserved.
Your continued use of this site signifies that you accept the terms of use.

The papers published in JCoDe are licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License.
Istanbul Technical University | Faculty of Architecture



